Günlük Arşivi

Günlük girdilerini RSS ile takip edin.
Şu an kullandığımız bilgisayarların ilk prototiplerinden beri insanoğluyla etkileşimini sağlayan araçlar, kontrolleri oldu ilk kontrol tabi ki klavye, numpad gibi düğmeli cihazlardı. 90’larda Apple’ın bilgisayar faresini üretmesiyle daha hassas etkileşimi sağlar olduk. Hâlâ da klavye ve fare, en güçlü iki kontrol olarak hayatımızda. Bir yandan her gün taşıdığımız ve bilgisayar kadar etkileşimde olduğumuz mobil cihazların minimal olma zorunluluğu nedeniyle çok farklı kontrol denemelerine şahit olduk cep telefonlarında. Tekerlekler, navigasyon topları, dokunmatik butonlar ve nihayetinde dokunabilir ekranlar…



Elektronik cihazlarlar ile etkileşimi sağlayan kontrollerin gelişimini destekleyen en büyük şey bence oyun endüstrisi oldu. Hâlâ da oyun endüstrisi bu alana ciddi katkılar yapıyor. Aynen uzay araştırmaları veya savaşların araba, uçak üretimine katkısı gibi. Oyun endüstrisinin katkısının bu kadar büyük olmasının nedeni ise oyunların her geçen gün daha gercekçi bir deneyim sunmaya calışmaları. Bunu zaten yazılımsal olarak uç noktalara götürmeyi başardı oyun sektörü. Şu an gerçeklikten ayırmakta zorlanacağınız kalitede oyun grafikleri görebiliyoruz hemen hemen her oyunda. Bu gerçekliğe yakınlaşma arzusu tabi ki insan vücudunun yaptığı fiziksel hareketleri dijital ortamda tanımlayabilme üzerine geliştirilen teknolojik cihazların üretimini tetikledi. Bunlar, eğer bir kontrol varsa fiziksel dünyaya tepki veriyor, hareket yönünü, şiddetini, doğrultusunu, ivmesini gibi her detayı büyük bir hassasiyetle yakalar hale getirdi şu anki oyun kontrollerini.

Bu gelişimin iş dünyasına yansıması bence çok olumlu. Çünkü bu uyarlamayı uzun süre oyun konsolları - bilgisayar ayrımı şeklinde gördük ve bu uyarlamayı yakalayamadı iş dünyasına hizmet veren teknoloji şirketleri. Mobil cihazlar ise kullanım amaçlarından dolayı ne oyun endüstrisiyle ne de gerçek dünyayı kopyalama eğiliminde idi.

Apple iPhone’u çıkardığında bu uyarlamaların bazılarını yaptı. Telefon olarak kullanılmaya başlanan bu elektronik cihaz, aslında gerçek dünyaya tepki veren en küçük cihazlardan biriydi ilk çıktığında. Apple’ın yaptığı bu uyarlama sadece farkedildi, uzun süre bu farklılığın avantajını yakalayamadı girişimciler. Bunun üstüne çok çalışma yapıldığını da zannetmiyorum ilk iPhone dünyada yayıldığı dönemde. Asıl ivmeyi iPad ile gördüğümü söyleyebilirim. Çünkü büyük bir ekran üstündeki dokunmatik etkileşim çok farklı bir deneyimdi tüm teknoloji tüketicileri için. Bunu ilk uyarlayan tabi ki uygulama geliştiren şirketler oldu, daha çok oyun şirketleri bunu yaptı ama zaten aynı cihaz üstünde olduğu için bir çok uygulamada da oyunlara benzer el hareketleri ile uygulamayı yönetme alışkanlıkları oturdu tüketicilerde. Sürüklemek, iki parmak ile büyütmek, birden fazla parmak kullanarak etkileşime girmek vs…

Şimdi ise web tarayıcıları üstünde bir çok site arayüzünü sadece görüntü olarak tablet cihazlarda uygun görünecek hale getirmiyor, aynı zamanda etikleşimlerini de bu cihazlara ve dokunabilirlik özelliklerine göre değiştiriyorlar.

Bir örnek vermek gerekirse, bir alış-veriş sitesi ürünleri listelerken sepete atmak için veya sepetteki ürünleri çıkartmak için ekle/sil gibi butonlar kullanıyor sitesinde. Tablet uyumlu sitesi ise aynı işi, ürünü kullanıcının parmaklarını kullanarak ürünü sürükleyerek sepet resmi olan bir kutuya bırakmasını isteyerek sunuyor bu özelliğini. Benzer şekile ürünü sepetten çıkarmak için de kullanıcının ürünü çöp kutusuna atmasını isteyerek yapıyor. Eskiden bu kadar radikal alışkanlıkları kullanıcıya sunmak intihar olarak sayılırdı, şimdi ise kullanıcı bu alışkanlıklara zaten sahip, bu alışkanlığa sahip olmasa bile çok kolay kabul edebiliyor çünkü uygulamanın kullanıcıdan istediği şey, kullanıcının normal hayatta yaptığı şeyler ve daha doğal. Çünkü gerçek dünyayı kopyalıyor. Aynen masanızın üstünde, ürün fotograflarını çöpe atmak veya bir kutuya toplayıp biriktirmek gibi düşünün bu uyarlamayı.

Daha basit bir örnek ise, bir resim galerisinde ileri/geri butonlarına basarak bir önceki veya bir sonraki resmi görüntüleyen bir site, artık resmin üstünde parmakları kaydırma hareketini algılayıp buna göre tepki veren siteler olarak yeniden tasarlanıyorlar.

Evet çok fazla örnek yok bunu kolaylıkla farkedebileceğiniz ancak şu an web sitelerindeki kullanıcı deneyimi trendi bu yöne doğru gidiyor.

Son kullanıcıya yakın örnekler bu gelişimi hissetmek için doğru örnekler olmayabilir. Fakat çevremde çok fazla kurumsal dünyada bu uygulamaları geliştiren veya bu tarz uygulamaları geliştirmek için büyük bütçelerle projelendirmeye calışan büyük kurumsal markalar var.

Biraz daha ilerisine bakmaya calışırsak, şu an Microsoft’un oyun konsolu Xbox’un hiç bir kontrol olmadan oyundaki kontrolleri yapmanızı sağlaması bence vizyonel bir örnek. Xbox’un Kinect konsolunda oyunda eğer bir boksörü canlandırıyor ve bir dövüş içinde iseniz, karakterinizi gerçekten yumruk atarak, televizyonun karşısında fiziksel olarak eğilerek veya sağa sola kayarak kontrol ediyorsunuz. Ufak bir kamera aracılığı ile hareketleriniz 3 boyutlu dünyada yansılanıyor ve bunu oldukça başarılı bir şekilde yapıyor.

Kontrolsüz olmak zorunda değil, dokunmatik ekranlar da kontrolsüz bir ortam olarak görülebilir. Yani artık gördüğümüz şeylere dokunarak veya dokunmadan işaret ederek yönetiyoruz dijital dünyayı. Yani artık teknolojik aletleri bir aracı kontrol ile yönlendirmekten çok onların bizi anlamasını sağlıyoruz etkileşime girebilmek için.

Oldukça heyecan verici şeyler göreceğiz önümüzdeki yıllarda.
iPhone ile bir anda popülerleşen çoklu dokunmatik ekranlar bütün yazılım ve web algısını değiştirdi/değiştirmeye devam ediyor. İnsanların adapte olmakta hiç zorlanmadıkları yönü ise popülerleşmesinin en büyük nedeni bana göre. Çünkü her şeyi dogal hareketlerinizle yapıyorsunuz. Birşeyi tutup sürükleyerek, kaydırarak hareket ettirmek en doğal yaklaşımımız insanoğlu olarak.

Kinect Soccer

Aslında bu sadece dokunmatik ekranla olmuş birşey değil. Aynı cihazlarda yer çekimi sensorleri, ışık sensorleri gibi sensorler, bu aygıtların bize karşı daha duyarlı hale gelmesini sağlıyor. Hassas olan teknoloji de iyi uyarlanmış bir kullanıcı deneyimini en keyifli ve gercekçi hale getiriyor. En büyük örneğini Microsoft’un oyun konsolu kinect’de görebiliriz. Kinect herhangi bir kontrol olmadan sadece sizin hareketlerinize duyarlı olarak çalışan bir oyun konsolu ve bu konuda gayet başarılı.

Bu sadece özel tasarlanmış cihazlar için değil artık sıradan bilgisayarlara da uyarlanmaya başladı, en azından Apple’ın daha birkaç hafta önce çıkan son işletim sistemi MacOSX Lion’da kaydırma (scroll) algısı da doğal kaydırma hareketine uyarlandı.

Bu gelişmelerin hepsi bana Tom Cruise’in Minority Report filminde kullandığı bilgisayarın aslında çok da uzakta olmadığını hatırlatıyor.