Neden Yazili Iletisimden Iyisi Yok?

“Yazi”nin icadi, insanlik tarihindeki en buyuk gelismedir. Insanlar olarak, yazinin icadindan sonra cok daha hizli gelismeye ve teknolojik ilerleme gostermeye basladik, bu da bilginin aktarilmasiya oldu. Yazili sekile dokulen hersey, iletismek icin yapilmistir. Kisinin kendisi icin ozel yazdigi not bile, kendisiyle iletisimi icin yapilmis bir seydir. Insanlar dusuncelerini somutlastirmak icin yazar veya cizerler.

Yazmak beceri ister. Yazma becerisi de bir insanin elde edebilecegi en guzel becerilerden biri olup, zamanla, sabirla ve pratikle gelistirip ogrenilebilecek kolay bir beceridir. Bir cogumuz gunumuzde blog yaziyoruz. Benim de blogumu senelerdir yavas da olsa yazmamin ana nedenlerinden biri budur.

Birden fazla kisinin iletisimini dusundugumuzde, yazili iletisimden daha etkili bir yontem bulmak zor. Anlik iletisimin bir cok formunda (konusma, dinleme, tartismalarda), izleyici/dinleyici/okuyucu olarak saniyeler icinde anlama ihtiyaci duyariz ve cogu zaman anlamanin yani sira yorumlariz duyduklarimizi. Cogu zaman da bu aciliyet hissi, yanlis anlasilmalara yol acar. Cok da dogaldir boyle olmasi. Yazili iletisim (anlik cevaplamak zorunda olmadiginiz surece), her iki tarafa da yeterli zamani tanir ve her iki tarafin kendi hizlarinda iletisim kurmasini saglar. Yazar, aktarmak istediklerini daha netlestirebilir, hatalarini duzeltebilir, geriye donup tekrar sekillendirebilir dusunuceleri. Okuyucu da anlamadigi seyleri tekrarlayabilir veya kendi okuma ve anlama hizinda kabul eder bilgiyi.

Hepimiz farkli hizlarda ve farkli sekillerde kabul ederiz bilgiyi. Ayni sekilde fikirlerimizi de uretme ve sekillendirme hizlarimiz farklidir. Bu hiz farki, oldukca dikkat edilmeyen bir unsurdur iletisimde. Bazilarimiz cok derin dusunur, gercekten ne soylemek istedigimizi iyi tasarlayarak konusmayi severiz. Bazilarimiz da bilgiyi cok hizli isleriz kafamizda ve konusma tarzimiz, dusunme tarzimiz da hizlidir, ama bazi detaylari atlayabilir veya soylemek istedigimiz seyden farkli cumleler kurabiliriz. Bu farklilik cok normal. Gunun sonunda hepimizi farkli ve ozel kilan seydir bu. Ama iki insan iletisim kurmak istediginde, bu hiz farkliligi hatalara, yanlis anlasilmalara neden olabilir.

Kisisel olarak yazili iletisim

Az once dokundugum bir noktada soyledigim gibi, yazili iletisim diyince sadece diger insanlarla iletisim kurmak olarak degil, genel olarak iletisimin, insanin kendisiyle, beynimizin icinde olan iletisimi de dusunmeliyiz. Dusuncelerimizi yazili hale getirmek, bir dusunme disiplini olarak gorulebilir ve yaraticiligi gelistirdigi kanitlanmistir. Hatta yaratici yazi yazma adinda bir alan vardir ve insanlar sadece yaraticiligini gelistirmek icin bile yazarlar.

Dusunceleri yazmaya calismak, kafamizda havada ucan daha tam oturmamis fikirleri sekillendirip, butun hale getirmek icin cok ideal bir yontemdir. Cogu zaman beynimiz harim fikirlerle doludur. Kendimiz bile emin olmayiz bu fikirlerden veya cogu zaman bu fikirler sadece duyu cagristirir. Yani fikirleri cogu zaman hissederiz ama biz bile nokta atisiyla adresleyemeyiz fikrin temelinde olan seyi.

Daha onemlisi, fikirlerimiz kafamizda net olsa da bir fikir grubunu, yani birden fazla dusuncemizi bir araya getirirken zorlaniriz asil. Konusmak gibi dusunun. Size 3 farkli, birbiriyle alakali yorum soyleyebilirim herhangi bir konuda, ama birbirleriyle iyi baglanmis veya butun gelmeyebilir ucunu ard arda soyledigimde. Yazmak, aslinda hikaye uretmenin en basit modelidir. Bu disiplini daha cok pratikle, gelistirebilirsiniz. Sadece yazmaniz degil, nasil dusunmeniz ve dusuncelerinizi nasil baglamaniz gerektiginde de beyninizi egitmis olursunuz. Boylece daha iyi nasil dusunebiliriz, daha iyi nasil konusabiliriz bunu da gelistirmis oluruz. Aslinda beynimizin isleyis yapisini degistirmis oluruz bunu yaparak. Onun icin kendi kendinize not alsaniz bile bunun cok faydali bir aliskanlik oldugunu dusunuyorum.

Ben birkac not alma uygulamalarini kullaniyorum tum dijital cihazlarimda. Bunun yani sira cantamda her zaman ufak boyutta bir moleskine defter ve birkac kalem tasirim. Kafaniza iyi bir dusunce geldiginde, yazmaya, yazmak icin de materyallere ihtiyaciniz olacak.

Yukarida bahsettigim noktanin altini ciziyorum, yazma, dusunme, okuma hizlarimiz hepimizde farkli. Bazilarimiz hizli dusunuruz (ben de cogunlukla bi kategoriye giriyorum), ama cok konusma pratigi yapmadigimizda, fikirlerimizi, cumlelerimizi karistirabiliyoruz. Dusunceler, kafamizda cok daha hizli hareket ettigi icin, bazen ayni hizda konusmayi deneriz ve sacmalariz 🙂 Yazma disiplini, bu sureci esitleyerek dusunme hizimizi, sonucta ortaya cikaracagimiz sey icin yavaslatir, konusmamizi da dusuncelerimizi daha iyi organize ederek sekillendirmemizi saglar.

Bonus olarak, eger yeni bir dil ogreniyorsaniz, yazmak, en iyi kelime dagarcigi gelistirme yontemidir. Ayrica yazdigimiz seyleri daha kolay hatirlariz. Bilgisayarlarda veya mobil cihazlarimizda artik bir suru arac var, yanlis yazdigimizda bizi duzelten. Bu da yavas yavas hatalarimizi daha kolay gormemizi ve duzeltmemizi saglar. Bir kelimeyi 5 kere yanlis yazip duzelttikten sonra yanlis yazmaya devam etmeniz zordur. Yeni dil ogrenmek icin, yazmayi kesinlikle oneriyorum.

Is Icin Yazmak ve Takim Icinde Yazili Iletisim

Yazili iletisim, is yapmanin en temel yontemlerinden biridir. Iyi yazma kabiliyeti, mesleki alan farketmeden, her profesyonel calisanin ustalik elde etmesi gereken bir seydir. Eger yonetici iseniz veya olmayi istiyorsaniz, yazili iletisimin onemi cok daha artar. Bu konunun en bariz orneklerinden biri, isinizle ilgili olan herhangi bir yasal konuyu dusunebilirsiniz. Yasal yazismalar cogunlukla “kontrat” olarak da anilirlar. Yasa, kanunun uygulanmasi gibi ciddi bir konu oldugu icin de iletisimde olan herkesin ayni seyi anlamasi, karisik veya anlasilmaz hicbir seyin olmamasi icin en cok caba gosterilen yazili dokumanlardir. “Yasal” yazisma belki bu konunun sikici ornegi ama yazili iletisimin onemini en acik anlayacagimiz alan.

Daha az sikici olan konularda, is kararlari, is planlari vs, yazili dokumanlar seklinde en acik ve iyi sekilde bilgi aktarimini saglar. Bu da is planlarinin dogru uygulanmasinda cok onemli rol oynar.

Yazili dokumanlar, takimlar icinde iletisimi de tutarli hale getirir. Ozellikle sistematik bir iletisim elde etmek isteyen her takim, iletisimin tutarliligi, acikligi, transparanligi ve erisilebilirligi gibi konularda takim icinde herkesin ayni dili konustugundan ve ayni seyleri anladiklarindan emin olmak ister.

Yazili iletisimin onemli olmasinin bir diger faktor de, bilgiyi tasinabilir ve kopyalanabilir hale getirmektir. Orta ve buyuk olcekli takimlarda ise yazili iletisim disinda bir method zaten mumkun olmayacaktir. Eger ayni is planini birden fazla takim uygulamasi gerekiyorsa bu is planlari yazili hale getirilmelidir. Bir takimi veya calisani is planindan haberdar etmek veya yeni bir uygulamaya dahil ederken ogrenmeleri gereken kurallari ve methodlari, baska bir takima veya calisana aktarirken bilginin tekrar tuketilebilmesi onem kazanir. Eger 10 kisiye farkli zamanlarda ayni bilgiyi aktarmayi dusundugunuzde, bunun yazili veya gorsel (video talimatlar) yontemler disinda yapilmasi tamamen zaman kaybi olacaktir. Ayni zamanda, yazili dokumanlar, raporlar, sirketin arsivleri ve gecmisi halie gelecektir. Takip edilebilir, organize bir is yonetimi icin bu kesinlikle gereklidir.

Is yerinde yazili iletisimle ilgili son soyleyecegim sey ise, eger acik-iletisim (transparan) bir takim olmak istiyorsaniz, iletisiminiz de acik ve takip edilebilir olmasi gerekir. Bu da yazili iletisim ile en kolay sekilde saglanir. Eger dijital calisan bir takimsaniz muhtemelen zaten yolun yarisindasiniz. Slack, quip, google doc, trello gibi araclari kullanarak zaten bu yazili iletisimi sagliyorsunuz. Iletisiminiz, aranabilir, taranabilir, arsivlenebilir durumda. Ama diger iletisim methodlarinizi da daha yazili hale getirerek hem daha etkili hem de daha acik calisan bir takim haline gelebilirsiniz.

Ucuz tablet ile Bebek Monitoru yapmak

Anne-baba’liga adim attiginizda, ilk adapte etmek zorunda olacaginiz sey, bebegin yemek yeme, uyuma ve alt degistirme sureci olacak. Yorucu ama optimize edilebilecek bir surec, ozellilkle de baslarda her bebek icin gayet standard.

Ilk haftalarda da en onemli sey bebeginizin yedigi, altina ne siklikta yaptigi oluyor. Bunun da takibini yapmaniz gerekiyor bebeginize alisip yeterli buyumeyi gosterdiklerinden emin olana kadar. Bunun takibini en iyi yapabileceginiz sey de her ogun ne kadar yedi, bugun kac kere altina isedi veya sictigini bilmek olacak. Biliyorum, garip bir sey ama bebekler icin her sey dogal ve baslangic seviyesinde. Dusundugunuzde bebeginiz hakkinda edinebileceginiz bilgi acisindan tek yol da bu zaten.

Muhtemelen birden fazla kisi bebege bakiyor olacak ve vardiya sistemine gecmeniz kacinilmaz olacak. Bunu yaptiginizda da her ogun ne kadar yemek yediler, ne siklikta altlarina yapiyorlar, bunun takibi zorlasacak. Cogu anne-baba basit not usuluyle bu takibi yapiyor. Teknolojik anne babalar icin ise yuzlerce mobil uygulama zaten var. Ben de bu surece deneysel bakiyorum ve ne kadar kolaylastirabilirim diye dusunuyorum.

Gecen sene, Amazon’un dash butonlarini hacklemeye calismistim ve bunun arastirmasini yaparken de, muhendis bir babanin, tam olarak da bu amac icin Amazon dash butonlarini hack’ledigi hakkinda bir yazi okumustum. 2 butonu hackleyip, bebegi altina yaptiginda veya isediginde, IFTTT araciligiyla bir google spreadheet tablosuna kaydediyordu. Bu servisleri birbirine baglamak aslinda cok kolay. Neredeyse hic kod yazmaya bile gerek yok. IFTTT de, ortak bir servis rolu oynuyor tetikleyebilmek icin.

Benim karsimdaki en buyuk engel, 2 bebegimin olmasi ve benim kayit altinda tutmak istedigim seyin alta yapma degil, yedikleri yemek miktarlarini takip etmek oldu. Pediyatrisyen tarafindan bize verilen ilk gorev bu oldu. Her yemek verecegimiz de de son 3-4 seferdir ne kadar yediklerini gorup ona gore miktar degisikligi yapmak veya endiselenme sinirina ne kadar yakin oldugumuzu anlamak icin son 3-4 seferki yediklerini de gormemiz gerekiyordu. Yani sadece butonlarla cozemezdim bu problemi. Bir diger problem de, vardiya seklinde paylastigimiz icin, genellikle geceleri ben sorumlu oluyorum, sabah erken beslenmelerini esim aliyordu. Ikimizde ne kadar mama yediklerini birbirimize soramayacagimiz icin kayit altinda tutmamiz gerekiyordu.

Eski, kullanmadigimiz bir tableti duvarda, son kayitlari gosterip, yeni kayit ekleyebilecegimiz bir sekilde cozum urettim ben. Yani her beslenme saatinde tablete bakip anliyorduk en son ne yediler, ne zaman yediler diye.

Duz google spreadsheet uygulamasindan daha pratik birsey istedim ve react native ile bir uygulama hazirlamayi planladim. Ancak kendimi, navigasyon, arayuz parcalama konularinda ideal methodlari planlarken buldugum icin basit bir web uygulamasi yazmayi tercih ettim ve yarim saatimi aldi baslayip bitirmem. Bu arayuzde basitce son 4-5 seferki kayitlari, ve basit bir arayuzde her bebegin kac ml ictigini secebilecegimiz bir arayuz hazirladim. Tamamen arayuz programlama ile sunucu kodu olmayan basit bir web uygulamasi hazirladim ve bazi arayuz parcalarini internetteki acik API’lerden alarak, diger parcalari da proxy yaptigim IFTTT hook’lari ile hallettim. Arka planda da flickr’dan siyah beyaz fotolari cekerek gosterdigim bir statik slideshow var. Tabii ki bu web uygulamasini da tam ekran web view ile cevreleyen bir uygulamayla sunup kiosk gibi gosteriyorum.

Tum hosting tarafini da bitbucket’da statik site host ederek yapiyorum. Boylece sunucu vs icin de dusunmeme gerek kalmiyor.

Kimin ekstra tableti var ki?

Eskisinden cok daha hizli ve fazla teknoloji cope atiyoruz artik. Eski ve kullanilmayan bir tabletiniz olabilir veya olmayabilir. Ama bu is icin alabileceginiz cok ucuz tabletler de var.

Amazon kindle fire tablet’ler artik cin’den alma tabletler seviyesine kadar ucuzlamis durumda. Hatta son model kindle fire tablet 7’yi amazon’un sik yaptigi indirimlerle bazen $35’a kadar alma sansiniz var. Acikcasi, bundan daha ucuza tablet alma ihtimaliniz de yok…

Baska bir yol da, ebay’den eski bir tablet alabilir veya aliexpress’den ucuz cin mali tabletler bakabilirsiniz.

Duvarda tablet mi asili olacak yani?

Duvara tablet yapistirmak, benim icin kotu goruntu ve katlanabilecegim birsey degil. Ben de bir ikea cercevesini hackleyip tableti sabitleyerek siyah bir karton on yuzu ile tableti gizledim. Hem ucuz hem basit eglenceli bir kendin-yap projesi oldu benim icin.

Simdi cok daha goze hitap ediyor…

Evden calisan baba olmak ve alternatif uyku duzenleri ile calisma saatlerini planlamak

Son 2 yildir, calisma bicimimizi ve takim yapimizi degistirerek sirketimizi dijital-yoruk haline getirdik. Tum iletisim bicimimiz, proje planlama ve dokumante etme modelimiz uzaktan calismaya uygun hale geldi. Hatta 10 kisilik takimimizin sadece 3u ayni sehirde, diger 7 takim arkadasimiz dunyanin cesitli yerlerindeler. 2 tanesi ile son 2 senedir calismamiza ragmen henuz yuz yuze tanismadim bile 🙂

Sirketimden, dogum sonrasi, babalik izni aldim 2 haftadir ve simdi tekrar ise donmus durumdayim. Ise donusum oncesi nasil bir yandan bebeklerle ilgilenip bir yandan calisabilecegim konusuna kafa yordum uzun uzun.

Eskiden okudugum birkac konuyu tekrar okuyarak hafizami tazeledikten sonra plan yapmaya basladim. Bu konulardan iki ana basligi; alternatif uyku modelleri, digeri de calisma saatlerinde odaklanma teknikleri. Sonrasinda hem uygu modelimi hem de calisma saatlerimi nasil organize edebilecegim uzerine birkac alternatif plan yaptim. Bu konuda cok daha kafayi kirip disiplinli olunabilir ama ben planimi esnek ve degisime acik halde birakmaya ozen gosterdim. Malum iki bebekle ilgilenmem gerekebilir. Asagida iki ana basligi ayri ayri inceledim;

Alternatif uyku duzeni hakkinda

Uyku, yeni anne-babalar icin muhtemelen bir numarali duzeni bozulan sey. Bence insanlar bu bozukluklari, iyi plan yapmadiklari icin yasiyorlar cogunlukla. Bunun en buyuk kontrol edilemez nedeni ise, ofise giderek calismak zorunda olduklari is duzenleri. Bir ofise gidip tek blokta 7-8 saat evden ayri kalmak ve bunun disinda kalan gune de is, bebek bakimi, kisisel zaman ayirmak tabii ki zor.

Benim, kendi saatlerimi planlama gibi bir luksum oldugu icin, ne zaman uyudugumu, ne zaman calistigimi dusunme konusunda ozgurum. Gecmiste ufak deneyler yapmis olsam da, klasik bir is duzeninde oldugum icin cok surdurulebilir degildi benim icin. Su an da bu konuya biraz akademik ve biraz optimistik yaklasiyorum. Ozellikle uyku konusunda alternatif uyku modellerini deneme firsatim oldu gectigimiz yillarda. Simdi de bunlardan bana en uygun olanini hayata geciriyorum tekrar. Zira bu alternatif modeller zaten unlu bilim adamlari veya yaratici zekalar tarafindan yuzyillardir uygulanmis ve adapte edilmis.

Bu konuya yabanci kisiler icin ufak bir aciklama yapmaliyim. Klasik bildigimiz uyku saatlerinin disinda 2 farkli ana alternatif uyku modeli mevcut. Aslinda bunlarin alt varyasyonlari olarak bir cok model var ama ikisine odaklanalim simdilik. Bu modeli hatayina uygulayan kisiler, her gun, tek seferlik 8-9 saatlik uyku yerine, birden fazla parcalara boluyorlar. En bilindik modeli “biphasic” adi verilen iki parcali uyku modeli. Bu model ispanyol ve italyan kulturlerinde siesta olarak, dunyada en bilinen alternatif uyku modeli. Bunun bir adim otesi, gunu 2’den fazla uyku bloklarina bolen insanlar… Buna da “polyphasic” adi verilen bir uyku modeli deniyor. Bu modelde cok farkli sekillerde, gunde 2’den fazla sekerleme yaparak vucudun dinlenme modelini degistirebiliyorsunuz. Bu alternatif uyku modellerinin en onemli nedeni, bir cok uygulayan icin, gundeki toplam uyku suresini kisaltmak. Zira bir cok polyphasic uykucular gunde 3-4 saate kadar az toplam uyku ile yasadiklari bilinir.

Bu hayat optimizayonu aslinda bircok unlu bilim adami, politikaci, ressam tarafindan uzun yillar uygulandi. Hatta bircok unlu isim tum hayatlarini oyle yasadilar. Bunlar icinde Da Vinci, Edison, Tesla, Churchill, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson var.

Alternatif uyku duzenlerini bir cok farkli varyasyonda yapmak mumkun. Bunlardan populer olan modeller:

Polyphasic uyku duzenleri hakkinda daha fazla okumak icin: https://www.polyphasicsociety.com/polyphasic-sleep/overviews/

Ben iki uykulu yasamaya basladim. Benim formulum de asagidaki gibi:

Yani gece 5’den sabah 10’a kadar 5 saat uyuyorum. Bir de ogleden sonra 3’den aksam uzeri 6’ya kadar 3 saat daha uyuyarak toplam 8 saat uykuyu tamamliyorum.

Calisma duzenini bu uyku duzenine gore planlamak

Sirketimdeki beraber calistigim takim bircok farkli zaman diliminde, farkli kitalardan calisiyorlar. Birkac musterimizin de diger zaman dilimlerinde olmasi, neredeyse tum gun boyunca beraber calistigimiz insanlarin bazilarinin ayakta oldugu anlamina geliyor. Biz tum ic is duzenimizi herkese oalbildigince ozgurluk taniyarak kendi diledikleri saatte calismalarini sagliyoruz. Buna istisna tek bir gunluk toplantimiz var. Her gun saat sabah 10:15, New York saatiyle herkes bir konferans konusmaya katilmak zorunda. Genellikle 4-5 dakika suren bu toplanti, tum takimin birbirinden haberdar olmasi ve herhangi birinin digerleriyle planlamasi gereken seyler varsa, konusabilecegi hizli bir toplanti.

Ben de gunun ilk calisma blogunu bu toplantiyla baslayacak sekilde planladim. Uyku saatlarimi de dusunursek, gunde 2 uzun calisma bloklari ile arada uzun molalarimin oldugu bir plan yaptim. Bu bloklari da ufak odak bloklarina parcaladim (sprint). Asagida bunu planladigim cizimi playlasiyorum;

Bebek bakimi gibi cok dikkat dagitici bir etken varken calismak icin odagi nasil toplayabiliriz?

Bu soru daha genel bir soru olarak, genel anlamda “odagi nasil toplayabiliriz?” olabilir. Ben neredeyse 15 yildir teknoloji alaninda calisma konusunda odaklanma uzerine sayisiz deney yaptim. Bu deneylerin cogu proje yonetimine dokunan zaman yonetim teknikleri, dikkat dagitacak faktorleri azaltma uzerine tekniklerdi. Hatta birkac yil once tum takim olarak da bu deneysel yontemleri hep beraber denedik. Son 2 senedir de, odagi tek basinizayken nasil toplayabileceginiz uzerine teknikler benim icin daha anlamli hale geldi, cunku cogu zaman uzaktan tek basima calisiyor oluyorum.

Ben genel olarak pomodoro tekniliginin yapisini seviyorum. Birebir pomodoro’nun kati bazi kurallarini mantikli bulmadigim icin senelerdir modifiye edilmis halini uyguluyorum. Bana asil odagi saglayan sey pomodoro’nun yaninda kullandigim birkac arac ve disiplinli olmami saglayan birkac ekstra kural.

Yukaridaki plani, basic bir sekilde pomodoro bloklarina parcalayacak calismayi planladim (25 dakika calisma sonrasi 5 dakika mola). Bir suredir de bu sekilde calisiyorum ve cok efektif geciyor. Pomodoro yaparken en onemli konu, dikkat daginikliginizi en aza nasil indirgersiniz? Gunumuzde bir suru ekrani tasiyor, yakinimizda bulunduruyor hatta giyiyoruz. Kendinizi bi odaya kapatsaniz bile bu en buyuk engellerden biri haline geliyor. Ben altta listeledigim 3 kisa kurali disiplinli bir sekilde uyguluyorum.

1) Pomodoro suresince, kesinlikle hicbir mobil cihazi, ekrani gorunur sekilde yakinimda bulundurmuyorum. Cepte olmaz. Masada olmaz. Cogu zaman telefonu “don’t disturb” moduna aliyorum. Boylece uyarilar, telefonu titrestiremez hale geliyorlar. Buna tek istisna ailemden gelecek telefon cagrisi. Tum mobil cihazlari da ekranlari asagi bakacak sekilde koyuyorum. Boylece isiklari yansa dahi dikkatimi dagitamiyorlar. Giyilebilir teknoloji tasimayin. Tasiyorsaniz ucak moduna alin. Ben sadece apple watch’i alarmi icin, ucak modunda kullaniyorum.

2) Iletisimi, tum gun veya 2-3 pomodoro uzunlugunda kesmek imkansiz. Onun icin hangi pomodoro blogunuzun emailleri kontrol etme, cevap verme, slack’e bakma, trello’yu elden gecirme zamani oldugunu iyi tanimlayin. Geri kalan pomodoro’larda kesinlikle acmayin. Ben bunun icin mac’de “focus” adinda bir uygulama kullaniyorum. Focus, sosyal medya, zaman oldurecek siteler gibi siteleri ve belirlediginiz uygulamalari blokluyor. Yani uygulamalari da acamiyorsunuz, sitelere de giremiyorsunuz timer calistigi surece.

3) Pomodoro sureniz bittiginde kesinlikle ara verin. Ara vermek calismak kadar onemli ve alarm caldigi zaman birkac saniyede isinizi, bitmediyse durdurup masadan kalkin. Kisa molalarinizda, oturmayin ve teknolojiyle etkilesime de girmeyin. 4 saat araliklis calismak beyninizi inanilmaz yoracaktir. Bu 5 dakikalik molalar ve uzun molaniz farkina varmasaniz da beyninizin aktif calismasi kadar ihtiyaci olan birsey. Mola zamanini hatirlatmak icin kullanacaginiz arac da cok onemli. Ben sayisiz uygulama denedim, sayisiz fiziksel alarm kullandim. Hatta kendi android uygulamami ve android wear timer’imi yazdim seneler once. Su an benim icin calisan tek sey, apple watch’daki standard gelen timer uygulamasi. Haptic alarm, suresi doldugu zaman gercekten rahatsiz edecek derecede durtuyor. Masadan kalkmadan da alarmi susturmuyorum. Bu da yeterince guclu bir hatirlatici oluyor benim icin.

Teknolojik baba olmak

Yakin zamanda ikiz kizlarim oldu ve ben de baba olma surecine girdim. Bir suredir de hamilelik, cocuk yetistirme uzerine okumaya ve izlemeye basladim. Taki herkesin konustugu, guncel bir konu olarak da, teknolojinin cocuk yetistirmedeki etkisi uzerine konulari da dusunuyordum, belki de son birkac yildir daha aktif olarak. Benim dusuncem, teknolojinin etkisi, cocugun teknolojiye nasil maruz kaldigi ve onu nasil kullandigina bagli oldugu yonunde. Yani negatif de pozitif de etkileri, anne babanin yonlendirmesi ile ortaya cikacaktir.

Benim bebeklerim henuz ufak olduklari icin, hayatlarinda teknoloji olup olmamasinin farkina varmalarina henuz daha var. Onun icin benim teknolojiyi cocuk yetistirmede kullanma dusuncelerim daha cok, “ben nasil faydalanabilirim” yonunde. Ben de hayatimi ufak tefek degisikliklerle, cocuk bakimina, yetistirmeye teknolojiyi adapte etmeye calisiyorum. Bir suredir de ilgimi ceken ve okudugum konulardan biri de yazilimci ve muhendis anne babalarin konuya yaklasimi. Bunlarin bir cogu tabi, cocuk bakimina yardimci teknolojik urunler ve cocuk egitimi uzerine kurulu.

Cocuklarla beraber yeni girisimciler doguyor

(Dogan girisimci, cocuk degil, daha cok anne baba)

Cocuk yetistirme uzerine kurlu bir suru yeni fikir, urun cikiyor. Bir cok eglenceli urunu tv programlarinda da goruyoruz. Bu anne-baba girisimcileri izlemekten keyif aliyorum gordukce. Cocuk yetistirmenin, girisimci zekayi tetikledigini kesinlikle anlayabiliyorum.

Her insan hayata ayni sekilde geliyor ve erken hayatini, kurturel farkliliklar olmasina ragmen, dunyanin her yerinde ayni sekilde surduruyor belli bir yasa kadar. Bu da surekli tekrar eden ve neredeyse hic degismez bir girisimci materyali sagliyor. Hatta bircok anne-baba bu surecten birden fazla seferde geciyor.

Teknolojik anne-baba icin, ineklik yapmak icin yepyeni bir alan

Her ozel dusunulmus bir sorun/cozum yeni bir servise donusmuyor tabii ki. Cogunlukla, anne-babalar yaptiklari ufak optimizasyonlari veya urettikleri teknikleri agizdan agiza paylasiyor. Internetle beraber bu paylasim bloglara, forumlara tasinmis durumda. Bu durum, teknoloji seven anne-babalar icin daha da adapte etmesi kolay bir sey. Eminim ben de bu anne-baba’lardan biri olacagim yakinda. Hatta, hali hazirda paylasacagim teknolojik deneylerim ve tecrubelerim var bile.

Internet ve yazilim camiasi icin bunun anlami, daha fazla mobil uygulama, bazen de donanim destekli servisler veya uygulamalar anlamina geliyor. Madem ki teknoloji sever biriyim, benim de deneyimlerimi paylasmam kacinilamaz (tabi teknoljiyle alakali kisimlari, sadece anne babalikla ilgili degil).

Dijital Göçebelik

Son 5 yıldır giderek büyüyen bir akım var. “dijital göçebe” denen. Bu akımı yaşayan insanların bloglarında hikayelerini paylaşmasıyla giderek bilinir ve ulaşılabilir hale geldi.

Geçici bir iş yapma modelinden çok hayat tarzı diyebileceğimiz bu akıma dahil olanlar arasında bazı ortak noktalar var. Genellikle teknoloji endüstrisinde üretkenlik gösteren, yaptıkları işin çoğunluğunu kendi başlarına odaklanarak üretenler, fiziksel iş araçlarına ihtiyaç duymayan veya takımla aralıksız çalışmak zorunda olmayan kişiler. Kod yazarları, sistem yöneticileri, tasarımcılar, dijital sanatçılar gibi…

Dijital olmaktan çok göçebe olmak üzerine kurulu bu yaşam biçimi, adından da anlaşıldığı gibi daha çok mekan ve yer bağımsız olmak üzerine kurulu. Her hangi bir yerden ve genellikle ne zaman çalışacağını kendi belirlediğin şekilde (girişimciler için her zaman) çalışma anlamına geliyor. Kulağa müthiş geliyor değil mi? Hayata geçirmek de bir o kadar zor 🙂

Son bir yıldır dijital göçebe olmanın adımlarını atıyorum ve bir çok farklı noktasından, daha çok deneysel yaklaştığım şekillerde çalışıyorum. Aşağıda size birkaç ana noktasını paylaşacağım. Bu konuların hepsi ayrı ayrı konuşulması gereken derin konular ama başlıca kısa tutarak fikir vereceğim. Önümüzdeki aylarda bu konuları farkı açılardan daha detaylı yazılar yazarak sizle paylaşabilirim.
Okumaya devam et “Dijital Göçebelik”

Konum bazlı servisler ve uygulamaların hayatımıza kattıkları

Geçen sayıda, günlük hayatımıza giren dijital alışkanlıkların yeni bir türü olarak hayatımızı dijital ortamda kaydetmek üzerine, ağırlıkla sağlıklı yaşam için üretilmiş bazı donanımlardan bahsetmiştim. Bu sayıda daha genel bir konudan, konum bazlı servisler ve uygulamarın hayatımızdaki yerinden bahsedeceğim.

Bilgisayarların cebimize girmesinin yanı sıra mobil internetin de yaygınlaşması sayesinde kesintisiz bağlı yaşamaya başladık. Artık mobil cihazımızdan her an istediğimiz bilgiye ulaşabiliyoruz.

Cihazların küçülmesinin yanı sıra, donanımsal olarak yapabildikleri sayesinde her gün bir çok yaratıcı ürünle karşılaşıyoruz. Özellikle iPhone ve Android ile çalışan akıllı telefonlar sayesinde uydu konumumuzu hesaplatabiliyoruz. Bunun anlamı, birkaç metre sapmayla konum bilgisi elde edebiliyoruz cebimizde taşıdığımız cihazlarda.

Teknik bir bilgi olmasından dolayı bu açıklama hala çok anlam ifade etmese de pratikte çok faydalı bir bilgi olarak kullanılıyor. En basit örneği ile, konum bazlı bilgi ilk olarak ve halen en çok kullanılan bir araç olarak, yön bulmak için kullanılıyor. Yön bulmak için artık uydu konumlandırma cihazlarına ihtiyacımız yok çünkü artık bu teknoloji cep telefonlarımıza sığabilecek boyuta indirildi. Çünkü eskiden uydu konumlandırma cihazlarıö daha çok askeri amaçlarla biraz daha büyük cihazlar olarak kullanılıyordu. Okumaya devam et “Konum bazlı servisler ve uygulamaların hayatımıza kattıkları”

Bir geliştirici neden Ingilizce bilmelidir?

Hangi dilde kod yazarsanız yazın, günümüzde yazılım geliştirme süreci internete bağımlı, yani yazdığınız şey muhtemelen başka bir servisle haberleşiyor veya web tabanlı bir şekilde internete açık bir yayın yapıyor oluyor. Tabi ki böyle olmak zorunda değil; tam tersi, basit bir araç gelişitiriyor veya bir kütüphane yazıyor olabilirsiniz fakat genellikle böyle.

Her iki senaryoda da geliştirme aşamasında kullandığınız dille iligi birçok kaynak arıyor, yardım istiyor veya bilginizi başka geliştiriciler ile paylaşıyorsunuz.

Bu ihtiyaç bir projenin gelişim sürecinde şu an neredeyse bir gereklilik. Eskiden daha çok lüks imiş. Ama şu an bilgi sosyallesmiş durumda ve sosyal kalmak durumunda. Nedeni ise bilginin ve kullandığımız araçların değişme hızının inanılmaz çoğalması. Yani eskiden üretilen bir kod, stabilitesini uzun süre koruyabiliyormuş çünkü ihtiyaclar veya çevre bu kadar çok şekil değiştirmiyormuş. Şu an her gün farklı bir donanım hayatımıza giriyor, mobilite her gün tanım değiştiriyor ve geliştirme ortamları her gün altyapılarını değiştiriyor. Ayrıca yazdığımız uygulama büyük bir olasılıkla sosyal ağlarla veya diğer web servisleriyle haberleşiyorlar. Bu servislerin şekil değiştirmesi çok daha gündelik bir hal almış durumda. Örnek olarak facebook’un api’sinin her gün değişmesi göz önünde bulundurulabilir.

Dolayısıyla böyle bir ortamda geliştirme yaparken, hiçbir kitap, makale geçerliliğini birkaç aydan fazla sürdüremiyor. Dolayısıyla geliştirici komüniteleri çok daha fazla önem kazanmış durumda. Yani yazdığınız kodu, belirli bir parcası da olsa paylaşmak durumunda, diğer geliştiricilerle konuşmak, yardım istemek, yardım etmek ve tartışmak zorundasınız. Bunları yapmadan sadece bilgiyi tüketmek ve kendi yolunuzu bulmaya calışıyorsanız bile tükettiğiniz bilgi daha yeni üretilmiş bir bilgi oluyor çoğu zaman. Özellikle daha son kullanıcıya yönelik ürünler üretiyorsanız.

Bu kadar çok etkileşimde bulunmak zorunda olduğunuz bir ortamda, eğer gerçekten değerli geliştiriciler, deneyimli insanlarla iletişimde bulunmak eğer bir konuda destege ihtiyacınız varsa en çok aradığınız şey oluyor. Yani bu taze bilgiyi üreten kişilerin çevrenizde, anlaşabildiğiniz en kötü ihtimalle ne dediklerini anlayabileceğiniz insanlar olmasını isteriz.

Sonuç olarak Ingilizce bilmek bir geliştirici için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bilginin sadece erişilebilirliğini değil ulastığınız taze bilginin boyutunu artırmak için daha çok Ingilizce içerik tüketmelisiniz.

Çogu kişiden, Türkçe kaynak bulamamaları konusunda serzeniş duyuyorum. Eğer kendi dilinizde daha çok kaynak olmasını arzulayan bir geliştiriciyseniz bunu üretmeye calışan biri olarak katkıda bulunmalısınız, bunun için de önce diğer dildeki içeriği tüketebiliyor olmanız gerekir.

Teknolojiyi hissetmek

Şu an kullandığımız bilgisayarların ilk prototiplerinden beri insanoğluyla etkileşimini sağlayan araçlar, kontrolleri oldu ilk kontrol tabi ki klavye, numpad gibi düğmeli cihazlardı. 90’larda Apple’ın bilgisayar faresini üretmesiyle daha hassas etkileşimi sağlar olduk. Hâlâ da klavye ve fare, en güçlü iki kontrol olarak hayatımızda. Bir yandan her gün taşıdığımız ve bilgisayar kadar etkileşimde olduğumuz mobil cihazların minimal olma zorunluluğu nedeniyle çok farklı kontrol denemelerine şahit olduk cep telefonlarında. Tekerlekler, navigasyon topları, dokunmatik butonlar ve nihayetinde dokunabilir ekranlar…

Elektronik cihazlarlar ile etkileşimi sağlayan kontrollerin gelişimini destekleyen en büyük şey bence oyun endüstrisi oldu. Hâlâ da oyun endüstrisi bu alana ciddi katkılar yapıyor. Aynen uzay araştırmaları veya savaşların araba, uçak üretimine katkısı gibi. Oyun endüstrisinin katkısının bu kadar büyük olmasının nedeni ise oyunların her geçen gün daha gercekçi bir deneyim sunmaya calışmaları. Bunu zaten yazılımsal olarak uç noktalara götürmeyi başardı oyun sektörü. Şu an gerçeklikten ayırmakta zorlanacağınız kalitede oyun grafikleri görebiliyoruz hemen hemen her oyunda. Bu gerçekliğe yakınlaşma arzusu tabi ki insan vücudunun yaptığı fiziksel hareketleri dijital ortamda tanımlayabilme üzerine geliştirilen teknolojik cihazların üretimini tetikledi. Bunlar, eğer bir kontrol varsa fiziksel dünyaya tepki veriyor, hareket yönünü, şiddetini, doğrultusunu, ivmesini gibi her detayı büyük bir hassasiyetle yakalar hale getirdi şu anki oyun kontrollerini.

Bu gelişimin iş dünyasına yansıması bence çok olumlu. Çünkü bu uyarlamayı uzun süre oyun konsolları – bilgisayar ayrımı şeklinde gördük ve bu uyarlamayı yakalayamadı iş dünyasına hizmet veren teknoloji şirketleri. Mobil cihazlar ise kullanım amaçlarından dolayı ne oyun endüstrisiyle ne de gerçek dünyayı kopyalama eğiliminde idi.

Apple iPhone’u çıkardığında bu uyarlamaların bazılarını yaptı. Telefon olarak kullanılmaya başlanan bu elektronik cihaz, aslında gerçek dünyaya tepki veren en küçük cihazlardan biriydi ilk çıktığında. Apple’ın yaptığı bu uyarlama sadece farkedildi, uzun süre bu farklılığın avantajını yakalayamadı girişimciler. Bunun üstüne çok çalışma yapıldığını da zannetmiyorum ilk iPhone dünyada yayıldığı dönemde. Asıl ivmeyi iPad ile gördüğümü söyleyebilirim. Çünkü büyük bir ekran üstündeki dokunmatik etkileşim çok farklı bir deneyimdi tüm teknoloji tüketicileri için. Bunu ilk uyarlayan tabi ki uygulama geliştiren şirketler oldu, daha çok oyun şirketleri bunu yaptı ama zaten aynı cihaz üstünde olduğu için bir çok uygulamada da oyunlara benzer el hareketleri ile uygulamayı yönetme alışkanlıkları oturdu tüketicilerde. Sürüklemek, iki parmak ile büyütmek, birden fazla parmak kullanarak etkileşime girmek vs…

Şimdi ise web tarayıcıları üstünde bir çok site arayüzünü sadece görüntü olarak tablet cihazlarda uygun görünecek hale getirmiyor, aynı zamanda etikleşimlerini de bu cihazlara ve dokunabilirlik özelliklerine göre değiştiriyorlar.

Bir örnek vermek gerekirse, bir alış-veriş sitesi ürünleri listelerken sepete atmak için veya sepetteki ürünleri çıkartmak için ekle/sil gibi butonlar kullanıyor sitesinde. Tablet uyumlu sitesi ise aynı işi, ürünü kullanıcının parmaklarını kullanarak ürünü sürükleyerek sepet resmi olan bir kutuya bırakmasını isteyerek sunuyor bu özelliğini. Benzer şekile ürünü sepetten çıkarmak için de kullanıcının ürünü çöp kutusuna atmasını isteyerek yapıyor. Eskiden bu kadar radikal alışkanlıkları kullanıcıya sunmak intihar olarak sayılırdı, şimdi ise kullanıcı bu alışkanlıklara zaten sahip, bu alışkanlığa sahip olmasa bile çok kolay kabul edebiliyor çünkü uygulamanın kullanıcıdan istediği şey, kullanıcının normal hayatta yaptığı şeyler ve daha doğal. Çünkü gerçek dünyayı kopyalıyor. Aynen masanızın üstünde, ürün fotograflarını çöpe atmak veya bir kutuya toplayıp biriktirmek gibi düşünün bu uyarlamayı.

Daha basit bir örnek ise, bir resim galerisinde ileri/geri butonlarına basarak bir önceki veya bir sonraki resmi görüntüleyen bir site, artık resmin üstünde parmakları kaydırma hareketini algılayıp buna göre tepki veren siteler olarak yeniden tasarlanıyorlar.

Evet çok fazla örnek yok bunu kolaylıkla farkedebileceğiniz ancak şu an web sitelerindeki kullanıcı deneyimi trendi bu yöne doğru gidiyor.

Son kullanıcıya yakın örnekler bu gelişimi hissetmek için doğru örnekler olmayabilir. Fakat çevremde çok fazla kurumsal dünyada bu uygulamaları geliştiren veya bu tarz uygulamaları geliştirmek için büyük bütçelerle projelendirmeye calışan büyük kurumsal markalar var.

Biraz daha ilerisine bakmaya calışırsak, şu an Microsoft’un oyun konsolu Xbox’un hiç bir kontrol olmadan oyundaki kontrolleri yapmanızı sağlaması bence vizyonel bir örnek. Xbox’un Kinect konsolunda oyunda eğer bir boksörü canlandırıyor ve bir dövüş içinde iseniz, karakterinizi gerçekten yumruk atarak, televizyonun karşısında fiziksel olarak eğilerek veya sağa sola kayarak kontrol ediyorsunuz. Ufak bir kamera aracılığı ile hareketleriniz 3 boyutlu dünyada yansılanıyor ve bunu oldukça başarılı bir şekilde yapıyor.

Kontrolsüz olmak zorunda değil, dokunmatik ekranlar da kontrolsüz bir ortam olarak görülebilir. Yani artık gördüğümüz şeylere dokunarak veya dokunmadan işaret ederek yönetiyoruz dijital dünyayı. Yani artık teknolojik aletleri bir aracı kontrol ile yönlendirmekten çok onların bizi anlamasını sağlıyoruz etkileşime girebilmek için.

Oldukça heyecan verici şeyler göreceğiz önümüzdeki yıllarda.

Teknoloji girişimleri neden Türkiye’de kolay veya hızlı büyüyemiyorlar?

Özellikle mobil internet ve lokal internet kaynaklarının çoğalmasıyla bilgiye erişilebilirlik son 10 yılda inanılmaz kolaylaştı. Doğal olarak üretilen bilginin miktarı da artmaya başlamıştı yıllar öncesinden. Eski klasik internet sitelerindeki yaklaşım daha çok bilgi sağlayıcıları ve tüketiciler olarak ayrışan bir yapıda idi, sonrasında ise tüketiciler üreten olmaya başladı ve CRM’in bu kadar önemli olduğu bir pazarlama dünyasında tüketicilerin ilgisini çeken kaynaklar da kendileri olmaya başladılar, aslında diğer tüketiciler. Bu da crowdsourcing’i doğurdu. Yani içeriği de tüketenler sunmaya ve bilgileri birleştirmeye başladılar. Bununla beraber sanki suyun altında patlayan bir balon gibi birkaç yıl içinde yüzlerce teknoloji startup’i kuruldu ve yüzeye çıkmaya çalıştı. Hala bile bu devinim çok yüksek. Her gün farklı bir crowdsourcing fikri hayata geçiriliyor, her gün yine bir çoğu fail oluyor ve iş modellerini sonlandırıyorlar veya servis vermeyi bırakıyorlar. Aslında çok doğru bir doğal seleksiyon bu, yanlış bir şey yok.

Bu kadar çok iş fikrinin ortaya çıkmasını ve herkesin girişimci gömleğini giyebilmesini sağlayan yine internet ortamının gerçek pazardan daha risksiz, fırsatlara daha açık ve büyüme potansiyeli sonsuz olması.

Son 5 yılda bu sektörün en büyük oyuncuları o kadar hızlı değişmeye başladı ki artık on yıllar alan “dev olma” süreci şaşırtıcı şekilde basitleşti. Bunun en büyük örneği facebook. Daha 7 yıl öncesinde çok ufak bir denemeyle ve belki biraz da kurnazlıkla ateşlenmiş bir kıvılcım su anda internet devlerini korkutuyor.

Neyse bu kadar girişim ruhunu vurguladıktan sonra asıl bahsetmek istediğim konuya gireceğim. Teknoloji girişimlerinin dünyada bu kadar hızlarla büyüyüp satın almaları beraberinde getirmesi veya yatırımları çekmesini okur dururken, Türkiye’deki hareketin niye bu kadar yavaş olduğunu soruyorum bazen kendime.

Şu an neredeyse bütün internet devi girişimler Amerika merkezli çünkü sadece teknoloji değil herhangi bir girişim fikrini burada tabağına koyabileceğiniz o kadar çok yatırımcı var ki. Belki yıllar öncesinde burada da sadece silikon vadisinin değeri vardı. Çünkü yatırım yapmaya aç ve kurulan her teknoloji girişimini yakından takip edebildikleri etkinlikler, konferanslar düzenleniyordu silikon vadisinde ve birçoğu çok da uzağa yayılamıyordu. Onun için Amerika’daki girişimciler bile başlangıçlarını orada yapmayı tercih ediyordu fakat özellikle son birkaç yılda bu dalga San Francisco ve doğuda New York’a da sıçradı, aynı etkiyi Avrupa’da Londra gibi şehirlerde de görmek mümkün. Fakat hala ülkemizde yeterince etkinlik düzenlenmiyor veya yatırımcı kanalları göremiyoruz. Çok güzel gelişmeler var fakat hala sancılı İstanbul’da, diğer şehirlerde ise neredeyse sansınız yok.

Ancak Türk girişimcilerinin çok akili hareketler yapmaya başladıklarına şahit olmaya başladım, bir kısmı bu işi Amerika gibi merkezlere taşımaya çalışıyor, bir kısmi zaten Amerika’da yaşayan Türklerden oluşuyor.

Çünkü bu sadece yetiriciyi bulmak değil bir yandan da yaptığınız is fikrini lokal değil global kurgulamanızı sağlıyor. Buna en çok teşvik eden faktör ise Techcrunch, Ycombinator, Startupweekend, hackatonlar gibi hızlı başlangıç etkinlikleri. Eğer bu etkinliklere sadece seyirci bile iseniz bu ruhu size aşılayan bir motivasyon eğer özgün bir fikriniz varsa sizi ateşlemeye yetiyor.

Sonuçta Türkiye’de yavaş da olsa da bir hareketlilik var. Bu kalabalığın içinden akıllı olanlar iş fikirlerini lokal değil dünyaya açmayı başarıyorlar ve bir şekilde Amerika’daki kaynaklara ulaşıyorlar. Birkaç yıl içinde Türkiye’den çok daha başarılı iş fikirleri çıkacağına inanıyorum.

Tek tehlike Türk gibi çalıştığımız için heyecanlı ve enerji dolu ise başlayıp çok çabuk motivasyon kaybetmemiz veya duygusal boşluklardan dolayı profesyonel olmayan şeyler yaparak ortaklıkları veya iş planını bozabiliyoruz. Bunun için bir startup ruhuna çok uygun ama başarılı bir iş sürdürmeye uzak bir toplumuz. Yine de çok başarılı ekiplerin çıkacağını göreceğiz hep birlikte.

Facebook mühendisi’nin istifa nedeni ne kadar da tanidik degil mi?

Facebook’da ipad uygulamasi’nin teknik ekibini yoneten muhendis istifa edip google’a transfer olmus. Bugun cikan haberde ise istifa eden muhendis arkadas Jeff Verkoeyen, blogunda neden istifa ettigi uzerine bir yazi yazip sonra hemen kaldirmis fakat rss feed’inden blog postunu emen haber siteleri hemen yaymis bunu. http://goo.gl/EDMY8

Istifa nedeni ise ipad uygulamasinin mayis ayinda (2011) feature complete (yani fonsiyonel olarak tamamlanmis) olmasina ragmen her release isteginde facebook yonetiminden isteginin geri cevrilmesi bu arkadasta bunalima yol acmis 🙂 Aylarca bitmeyen urunu kullanima sunamayan depresyona girmis muhendis tribi boyle olsa gerek. Istifa edip google’a gecmis.

Aslinda cok tanidik bir senaryo, okudumda guldum acikcasi. Ne kadar profesyonel, tecrubeli deneyimli olursaniz olun, ne kadar profesyonel (oldugunu dusundugunuz) bir sirkette calisiyor olursaniz olun her zaman uretim is dunyasi kararlari ile ya baltalanabilir ya ertelenebilir ya da hic hayata gecirilmeyebilir.

Eger isinizi (fazla) severek yapan biriyseniz, yaptiginiz seylere daha cok urettiginiz seyler, sanatiniz olarak bakiyor ve bundan keyif almak aslinda nerede calistiginiz ne kadar para kazandigindan daha onemli ise (ya da daha onemli olmasa bile yeterince onemliyse) is kararlarinin sizi engellemesi sizi istifaya bile surukleyebilir demek ki.

Ben bu problemle birkac kere yuzyuze geldim ve cogu zaman bu muhendisin aldigi karari bazen de bu karara yakin aksiyonlar aldim. Acikcasi o muhendis icin uzucu, facebook icin utanc verici olabilecek bir haber bu. Ama cok ta salladiklarini dusunmuyorum facebook ekibinin. Bu haberin sadece gelistirici ve bu iste benzer pozisyonlarda calisan insanlarin gozundeki degerinde farkli algiya neden olacagi acik.

Ha facebook’un ipad uygulamasina gelince; Facebook, Ekimdeki iphone5 lansmani ile release etmeyi dusunuyorlarmis, yeni bir iphone uygulamasi ile birlikte.