Bu yil tumblr 1 milyar yazidan 10 milyara cikmis

Gectigimiz yil tumblr aktivitesi 1 milyar yaziya ulasmisti, simdi 1 yil icinde 10 katina ulasmis. Sasirtici degil aslinda, cunku mikrobloglarin populerligi gittikce artiyor, herkes uzun uzun seyler yazmaya degil gereksiz ve daha kisa yayilabilir seyler uretmeyi seviyor. Herseyin bu kadar hizli tuketildigi bir ortamda daha hizli tuketilecek seyler ureten kaynaklari daha cok seviyor insanlar, twitter, facebook (status update’ler) ve benzeri servisler bunu sagliyor.

Ancak tumblr’i bu kadar basit bir keseye koymuyorum, arayuzu ve kullanilabilirligi ve sifirdan bir blogsa sahip olup icerik uretmeye baslamanin bu kadar kolay olmasindan dolayi bu servisi basit gormuyorum, tam tersi basitligi saglamadaki sofistikeligi en dogru uygulayan startuplardan birisi oldugunu dusunuyorum. Ofislerinin bizim ofise yakin oldugunu hatirladikca gidip kapilarini calip tanismak istiyorum aslinda ekibiyle.

Neyse, hem bir startup olarak hem de sosyal bir ag olarak bu kadar istikrarli ve hizli gelismlerini kullanicilarin gozunde love mark olabilmis olmasina veriyorum. Hakediyorlar da…

Kaynaktan aldigim yazidaki tumblr’a iliskin istatistikleri hizlica siraliyorum. Tumblr 1 yilda sayfa goruntulemesini 1,5 milyardan 13 milyara cikarmis, su anda 28 milyon blog ustunde gunde 36 milyon yazi yaziliyormus.

Kaynak: http://goo.gl/Qw7QU

Sosyal siteler

Son 5 yil icinde sosyal networkler fcok hizli bir sekilde populerlesti, hatta facebook deve donusup google gibi bir lideri sallayacak konuma geldi. Bu detaylari yazmama gerek yok piyasada bunlari takip ettiginiz milyon tane blog var zaten. Ben isin web gelistiricileri tarafindaki gidisatini sizlerle paylasmak istiyorum.

Bu sosyallesen ve web 2.0 kavraminin gercekten oturdugunu hissetmemizi saglayan tek sey sitelerin yani web uygulamalarinin birbirleri ile cok guzel haberlesmeye baslamalaridir. Bunu bu kadar iyi anlamamizi saglayan orneklerden biri yine aslinda facebook. Tabi ki google veya yahoo servislerinde de bircok yontemle haberlesiyorduk fakat ortak bir dil/standart yoktu. Simdi ise her yer API doldu. Yani uygulamalar artik aralarinda en azindan bazi standartlara uyarak haberlesmeye basladilar. Bunun en buyuk ornegi oauth apileridir. Su an elinizi nereye atsaniz yakalayacaginiz sitelerin cogunun apisi var. Aslinda bu gelismeye cok olumlu bakiyorum ben. Cunku artik sitelerin verilerini kendilerine saklama gibi bir tavri yok.

Cok basit bir ornek vermem gerekirse, yillardir kullandigim delicious servisi yahoo tarafindan alindiktan sonra servisin yayin hayatini sonlandiracagi yazildi her yerde. Bir parca gercek de olabilir, onemli degil, olagan seyler bunlar. Ancak kullanici olarak ben yillarca tagledigim bookmarklarimi kaybetme tehlikesi sezdim. Bu gelisme bundan 10 sene once olsa oturup giden bookmarklarima dua etmekten baska secenegim olmazdi. Ya da tek tek oturup bookmarklarimi kopyalamaya calisirdim. Ama butun icerigi koruyacagim tartisma konusu olurdu.

Simdi ise, aninda birileri bir arac gelistirip, kullaniciya api erisim izni sorarak sizin bookmarklarinizi evernote veya baska formatlarda okunabilecek sekilde export etmenizi saglayabiliyor veya boyle bir araca gerek duymadan bir uygulama gelistiricisi olarak siz de apiye kendi uygulamanizla baglanip istediginiz sekilde verinizi kullanabilirsiniz.

Tehlike ve avantaj

Bu isin tek tehlikeli olmaya basladigi bir konu var, o da internette her yer kopya iceriklerle dolmaya baslamasi. Bunun rahatsiz edici yanini orneklemem gerekirse, her gun takip ettigim yuzlerce twitter hesabinin binlerce tweetini cok hizli sekilde okumam gerekiyor ve okudugum icerigin yarisindan fazlasi otomatik uretilen veya kopya icerik. Eger icerigi kaliteli ise bunun kotu bir yani yok. Yani mesela mashable’da post edilen bir haberi tweet’den okuyarak ulasiyorsam problem degil ama insanlarin foursquare check-inlerini gormek beni rahatsiz ediyor. Eger bu sayi okudugunuz 10 tweetin 1-2 tanesini kapsiyorsa dayanilmaz olabiliyor. Bu acidan dusunuldugunde api kullanimi her yere uymuyor. Yani bunu gereksiz kullanacak insanlar her zaman oluyor.

Fakat bunun cok guzel bir yani var, mesela cok spesifik bir konuda bir web sayfasi yapiyorsunuz ve bu sayfanin icinde twitter’da konusulan tweetleri hashtage gore sayfanizda gostermek istiyorsunuz. Cunku kullanicinin bu akisi o sayfada gormesi oldukca anlamli veya degerli olabiliyor. Insanlarin aliskin oldugu servisleri uygulamaniza entegre ederseniz sadece uygulamanizin kullanilabilirligini kolaylastirmis olmuyor ayni zamanda hazir olan icerige de ulasabiliyor oluyorsunuz. Yani konu sadece yeni icerigin dis kaynaklarda toplanmasi degil. Hatta o, isin onemsiz kismi. Mesela arkadaslik uzerine kurulu bir uygulama yapiniz var ise insanlarin facebook hesaplarina ve arkadas listesine api araciligiyla erisip kullanicinin karsisina cikarmaniz hem kullanicinin saniyeler icinde, bazen 1-2 click ile sizin ana fonksiyonunuza erismesini saglayabiliyorsunuz.

mfyz.com?

Artik neredeyse hic yazi yazmadigim mfyz.com hakkinda tabi ki planlarim var. mfyz.com’um su an gezdiginiz (v0.7) surumunu kodlarken sadece flickr apisini kullanarak tum galeri bolumunu flickra devretmistim. Bu konuda cok rahatim. Hem cok daha az kod yaziyor hem de bu bolumun yonetimi icin zaten surekli kullaniyor oldugum flickr hesabima masaustu araclarimi kullanarak cok hizli fotograf yukleyebiliyorum. Sitede gorunmesi icin o fotografa mfyz.com etiketi eklemem yetiyor. Sanirim bu ornek isin kolayligini ve avantajini iyi ornekliyor.

Ne zaman olacagini bilmiyorum ama bir sure sonra codeigniter kullanarak, test edilebilir bir kod ile, bircok dis kayanak kullanilmis bir mfyz.com hazirlamayi planliyorum. Ornek veriyorum butun yorum ve forum cevaplarini disqus ile yonetmeyi, butun resimleri yine flickr ile, dokuman iceriklerini belki bir wiki motoru ile, kullanici yonetimini codeigniter’in bir kullanici yonetimi kutuphanesi ile ya da tamamen facebook connect ve twitter oauth ile, belki arayuzdeki bazi kisimlari jquery pluginleri ile sunacagim.

Eskiden bu tarz servisleri esnek kullanabilme sansiniz yoktu. Kim ne kod verirse onu kullanmak zorunda idiniz. Ancak wordpress, thumblr gibi servisler arayuz konusunda bir motor ustunde herseyin yapilabilecegini herkese ispatladiktan sonra isler degisti. Zaten bu isin kolay kismi. Eger biraz daha zaman harcayip apileri kullanarak kendi arayuzlerinizi cizmeyi tercih ederseniz zaten bu noktada ozgun bir is cikarmamak icin tek engel kendiniz kaliyorsunuz.

Allah bütün iş olmayanlara blog versin

Yine 3-4 günde bir rss okuma girişimlerimde 400-500 tane rss girdisini okur gibi oluyorum. Bazıları destan bazıları tadında oluyor ama sonuç olarak çok vakit de alıyorlar.

Daha önceki yazılarımda bir sürü kopya blog olduğunu söylemiştim. Az önce google chrome haberini 15+ blogda okuyunca dayanamayıp tekrar yazmak istedim. Allah bu başıboş arkadaşlara akıl fikir, uğraşacak iş güç ve benzeri şeyler versin. İnsanlar interneti maliyeti ucuz diye niye bu kadar gerzekçe kullanırlar bilmem.

Yani google chrome’un çıktığını sadece ilgisi olan bloglar gösterse, ne biliyim web tasarımcılarının takıldığı bloglar, mozillazine fln gösterse tamam, ama bu neydiği belirsiz poweriser bile tanıtan bloglardan okudukça sinirlerim bozuluyor. Bu insanların çoğunun Türk olması daha da deli ediyor insanı. Rahat bırakın interneti ya, biraz soğusun, bişeyler yazmadan durun iki dakka. Hani yeni şeyler yazıyor olsanız neyse… Sağdan soldan…

Yakında çıldırıp “rss’e hayır” kampanyası başlatabilirim. “Gereksizse söndür” kadar popüler bir slogan olacağına eminim 🙂

Finally WordPress

Ufak 1-2 blog-umsu site için çok uğraşmadan wordpress’e yeni tema yazıp oluşturduğum siteler için codex’i biraz okuyup temalama, sistemin çalışma yapısı vs hakkında eskisinden daha çok bilgi edindim. Sonuç olarak zilyon tane plug-in’e sayfalarca tutorial’a ulaştım. Hazır CMS’lerden uzak durmamı sağlayan şey, tema ve arayüzlerine çok fazla müdahale edilemiyor olması idi. Yani bu eskidendi 🙂 Şimdi biraz kurcalayınca drupal ve wordpress gibi esnek içerik yönetim sistemlerinin var olduğunu öğrenmem bu projelere daha sıcak bakmama neden oldu.

Şu an mfyz.org için wordpress kullanmayı düşünüyorum. Çok fazla eklenti bilmesemde arayüzde takla atabilir hale geldim. Zaten basit bir tema yapısına sahip. Her noktaya kolayca müdahale edip sistemi istediğiniz şekle sokabiliyorsunuz. Biraz daha kasıp yönetim paneline de dokunabilir hale geldiğimde wordpress’e akacağım 🙂 Küçük portfolyo siteleri için açıkcası biçilmiş kaftan diyebilirim. Kolayca widget yönetimi yapabiliyor, sayfa ekleyip çıkarabiliyor veya bir blog girdisini soktuğunuz kategorilere göre özel sayfalar oluşturabiliyorsunuz. Codex (yani dökümantasyonu) de oldukça geniş bilgi içeriyor. Neredeyse her detayı okuyarak kolayca öğrenebiliyorsunuz.

Bu gönderide wordpress hakkında topladığım kaynakları verecektim ama çok dağınık toplamışım. Aynı zamanda daha yeterli araştırma yapmadım wordpress hakkında. Araştırmamı bitirince wordpress kaynakları ve dökümanları sunmayı düşünüyorum.

55+ nefret ettiğim şey: Listeler!

Blog kavramının interneti çöplüğe çevirmesi devam ede dursun, blogların yöneldiği bir tarz oluşmaya başladı :

Listeler yayınlamak!

Çok sıkıcı bir hal almaya başladı çünkü bu listeler en büyük vakit kaybına neden olan girdiler. Aslında oldukça faydalı şeyler bu listeler yani bir konu hakkında liste şeklinde bir sürü kaynağa ulaşabiliyor olmak güzel birşey. Ama bir yandan da o listelerin “zamanında bilgisayar dergileri özgünken, şimdi kopyalardan ibaret” durumuna dönüşmüş olması çöplüğü kalabalıklaştırmaya yetiyor. Birileri araştırıyor ve liste yapıyor. Başkaları aynı listeleri hiç değiştirmeden veya Türkçeleştirerek aynı listeleri rss okuyucunuzda 5 kere görmenize neden olabiliyor.

Ben de 3-5 girdi önce jquery kaynakları hakkında bir liste yapmıştım. En azından oturup kendim derlemiştim ve başlığı “jquery hakkında 654 link” değildi, “Jquery Kaynakları” idi.

Artık bir yerde “45+ amazing tutorials about XXXX”, “22 Supergreat Free Icon Sets” gibi başlıklar görünce hemen silesim, ignore edesim, kapatasım geliyor. Tabi bazıları da yaratıcı “30 Kickass photoshop brushes”, “18 Killer css techniques” gibi … 🙂 Yine de mide bulandırıcı… Bayılazaam

Günlüklerin (blog) özgün(süz)lüğü ve kalabalık

4 saat önce 1 haftadır okumadığım rss’leri bi elden geçireyim diye rss okuyucumu açtığımda azım da açık kaldı. Okunmayan rss girdi sayısı 1000’i geçmişti. Şimdi 4 saat aradan sonra 272 tane kaldı. Hala bitiremedim. Üstelik adam gibi okumadan göz atarak, yani okuacaklarımı işaretleyip ilerliyorum, sonra dönüyorum.

Neyse konu başlığına değinmek için bu yazıyı yazdım. Çünkü artık internette blog olarak görünen şeyler blog kavramını geçmiş ve alakasız + gereksiz bir hal almaya başlamış. Bunu zaten az çok hissediyorduk 3-5 aydır. Şu an iş çığrından çıkmış. Şaka yapmıyorum 1000 tane rss girdisi içerisinde elle tutulur kaliteli 500 tane başlık anca vardır. Şu an rss okuyucumda 30 civarı kaynak var bunların 20’si Türk sitelerden 10-15 taneside Yabancı kaynaklardan. Bu 50% kalitesiz içeriği sağlayan kaynakların genelinin Türk kaynaklardan oluşmacı ise üzücü bir durum.

Yabancı kaynaklarda yazılan (startupmeme, smashing magazine vs) lider kaynakların 1-1 kopyası olan bazı siteler var ve artık can sıkıcı hal almaya başladılar. Yani blog olayını geçtik bu sitelerin yerelleştirmesini yapar olduk.

Bir yandan da kopya içerik yazmayan kişiler/gruplar var. Bunlar ya çok eleştirel/otorite kişiler veya gerçekten kaliteli, özgün, üretken şeyler yapıyorlar. Ancak kopya içerik yazmayan bu grupların da yarısı işe yaramaz şeyler yazıyorlar. Her ne kadar kişisel şeylerden bahsedilse de yazılma tarzına göre hem kendini okutturan hem de işe yarar sonuçlar çıkaran insanlar yok değil (örneğin, Fatmanur Erdoğan kariyeryolculgu.com veya Tunç Kılınç fikiratolyesi.com). Yani sonuçta sitenizin uçuk tasarımlara sahip olması gerekmiyor. Ya da girenleri orada tutmak için göz alıcı kalmanız gerekmiyor. Zaten bu devirde böyle bir mantalite iş yapmıyor (örn: eksisozluk, vikipedi).

Bu yazı eleştiri ve protesto olarak algılanmasını isterim aslında. Çünkü eleştirilecek bir konu. İlk “Türk Blog Yazarları” Ankara buluşmasında tüm tartışma boyunca “özgünlüğün veya blog kavramının basitliğinin karıştırılmaması”nın savunucusu oldum. “Veya” diyorum çünkü bu iki kavramı bir araya getirdiğinizde güzel şeyler olmuyor. Bir araya gelemiyor daha doğrusu, bu rss “testi” bunun ispatı olmuş oldu açıkcası. Blogların da gereksiz içerik sağlamasından kimse tırsmıyor. Basitleşmekten kimse korkmuyor, enteresan… Kimse “benim internete katkım ne oldu?” diye sormuyor.

Çok kalabalık yapıyor çok…